Duyurular
Bilindiği üzere, 26.2.2008 tarihli ve 26799 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 108 no.lu Katma Değer Vergisi Genel Tebliği ile büyük ve küçükbaş hayvan etlerinin tesliminde ½ oranında KDV tevkifatı (kesintisi) yapılması öngörülmüş ve söz konusu uygulama 27.2.2008 tarihinde yürürlüğe girmiştir.
Üyelerimizden gelen yazılı ve sözlü görüşlerde, Maliye Bakanlığınca yapılan bu uygulamanın, sektörümüzde önemli sorunlara neden olduğu ifade edilerek et satışlarında KDV tevkifatı uygulamasının kaldırılması gerektiği talep edilmiştir.
Bunun üzerine Federasyonumuzca Maliye Bakanlığı nezdinde yapılan görüşmeler sonucunda büyük ve küçükbaş hayvan etlerinin teslimi sırasında yapılan KDV tevkifatı uygulaması 14.4.2012 tarihli ve 28264 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 117 sayılı Katma Değer Vergisi Genel Tebliği ile 1.5.2012 tarihinden itibaren kaldırılmıştır.
Bir başka ifade ile, büyük ve küçükbaş hayvan teslimlerinde yapılan ½ oranındaki tevkifat uygulaması, son olarak 30 Nisan 2012 tarihine kadar uygulanacak, bu tarihten sonraki et satışlarında KDV tevkifatı yapılmayacaktır.
Bilgilerinize…
Genel Müdürlüğümüze bağlı İşletme Müdürlüklerimizde yetiştirilen erkek buzağıların satışları toplu olarak Ceylanpınar TİM(Ceylanpınar/Şanlıurfa) ve Konuklar TİM(Sarayönü/KONYA)’da yapılacaktır.
Erkek buzağılar öncelikler damızlık olarak satışa çıkarılacak, uygun fiyatla satışların gerçekleşmemesi halinde, erkek buzağılar besiye alınarak yine belirtilen iki işletme müdürlüğümüzde gruplar halinde satışa sunulacaktır.
Damızlık ve besi hayvancılığı kapsamında yapılacak bu satışlar için ihale tarihleri belli olduğunda Federasyonumuzca ayrıca bilgi verilecektir.
Konu ile ilgili üyelerinizin bilgilendirilmesi ve üye listenizin adres bilgileriyle birlikte kurumumuza bildirilmesini rica ederiz.
Bilindiği üzere, 26.2.2008 tarihli ve 26799 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 108 no.lu Katma Değer Vergisi Genel Tebliği ile büyük ve küçükbaş hayvan etlerinin tesliminde ½ oranında KDV tevkifatı (kesintisi) yapılması öngörülmüş ve söz konusu uygulama 27.2.2008 tarihinde yürürlüğe girmiştir.
Üyelerimizden gelen yazılı ve sözlü görüşlerde, Maliye Bakanlığınca yapılan bu uygulamanın, sektörümüzde önemli sorunlara neden olduğu ifade edilerek et satışlarında KDV tevkifatı uygulamasının kaldırılması gerektiği talep edilmiştir.
Bunun üzerine Federasyonumuzca Maliye Bakanlığı nezdinde yapılan görüşmeler sonucunda büyük ve küçükbaş hayvan etlerinin teslimi sırasında yapılan KDV tevkifatı uygulaması 14.4.2012 tarihli ve 28264 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 117 sayılı Katma Değer Vergisi Genel Tebliği ile 1.5.2012 tarihinden itibaren kaldırılmıştır.
Bir başka ifade ile, büyük ve küçükbaş hayvan teslimlerinde yapılan ½ oranındaki tevkifat uygulaması, son olarak 30 Nisan 2012 tarihine kadar uygulanacak, bu tarihten sonraki et satışlarında KDV tevkifatı yapılmayacaktır.
Bilgilerinize…
Genel Müdürlüğümüze bağlı İşletme Müdürlüklerimizde yetiştirilen erkek buzağıların satışları toplu olarak Ceylanpınar TİM(Ceylanpınar/Şanlıurfa) ve Konuklar TİM(Sarayönü/KONYA)’da yapılacaktır.
Erkek buzağılar öncelikler damızlık olarak satışa çıkarılacak, uygun fiyatla satışların gerçekleşmemesi halinde, erkek buzağılar besiye alınarak yine belirtilen iki işletme müdürlüğümüzde gruplar halinde satışa sunulacaktır.
Damızlık ve besi hayvancılığı kapsamında yapılacak bu satışlar için ihale tarihleri belli olduğunda Federasyonumuzca ayrıca bilgi verilecektir.
Konu ile ilgili üyelerinizin bilgilendirilmesi ve üye listenizin adres bilgileriyle birlikte kurumumuza bildirilmesini rica ederiz.
Bilindiği üzere, 26.2.2008 tarihli ve 26799 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 108 no.lu Katma Değer Vergisi Genel Tebliği ile büyük ve küçükbaş hayvan etlerinin tesliminde ½ oranında KDV tevkifatı (kesintisi) yapılması öngörülmüş ve söz konusu uygulama 27.2.2008 tarihinde yürürlüğe girmiştir.
Üyelerimizden gelen yazılı ve sözlü görüşlerde, Maliye Bakanlığınca yapılan bu uygulamanın, sektörümüzde önemli sorunlara neden olduğu ifade edilerek et satışlarında KDV tevkifatı uygulamasının kaldırılması gerektiği talep edilmiştir.
Bunun üzerine Federasyonumuzca Maliye Bakanlığı nezdinde yapılan görüşmeler sonucunda büyük ve küçükbaş hayvan etlerinin teslimi sırasında yapılan KDV tevkifatı uygulaması 14.4.2012 tarihli ve 28264 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 117 sayılı Katma Değer Vergisi Genel Tebliği ile 1.5.2012 tarihinden itibaren kaldırılmıştır.
Bir başka ifade ile, büyük ve küçükbaş hayvan teslimlerinde yapılan ½ oranındaki tevkifat uygulaması, son olarak 30 Nisan 2012 tarihine kadar uygulanacak, bu tarihten sonraki et satışlarında KDV tevkifatı yapılmayacaktır.
Bilgilerinize…
Genel Müdürlüğümüze bağlı İşletme Müdürlüklerimizde yetiştirilen erkek buzağıların satışları toplu olarak Ceylanpınar TİM(Ceylanpınar/Şanlıurfa) ve Konuklar TİM(Sarayönü/KONYA)’da yapılacaktır.
Erkek buzağılar öncelikler damızlık olarak satışa çıkarılacak, uygun fiyatla satışların gerçekleşmemesi halinde, erkek buzağılar besiye alınarak yine belirtilen iki işletme müdürlüğümüzde gruplar halinde satışa sunulacaktır.
Damızlık ve besi hayvancılığı kapsamında yapılacak bu satışlar için ihale tarihleri belli olduğunda Federasyonumuzca ayrıca bilgi verilecektir.
Konu ile ilgili üyelerinizin bilgilendirilmesi ve üye listenizin adres bilgileriyle birlikte kurumumuza bildirilmesini rica ederiz.
Bilindiği üzere, 26.2.2008 tarihli ve 26799 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 108 no.lu Katma Değer Vergisi Genel Tebliği ile büyük ve küçükbaş hayvan etlerinin tesliminde ½ oranında KDV tevkifatı (kesintisi) yapılması öngörülmüş ve söz konusu uygulama 27.2.2008 tarihinde yürürlüğe girmiştir.
Üyelerimizden gelen yazılı ve sözlü görüşlerde, Maliye Bakanlığınca yapılan bu uygulamanın, sektörümüzde önemli sorunlara neden olduğu ifade edilerek et satışlarında KDV tevkifatı uygulamasının kaldırılması gerektiği talep edilmiştir.
Bunun üzerine Federasyonumuzca Maliye Bakanlığı nezdinde yapılan görüşmeler sonucunda büyük ve küçükbaş hayvan etlerinin teslimi sırasında yapılan KDV tevkifatı uygulaması 14.4.2012 tarihli ve 28264 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 117 sayılı Katma Değer Vergisi Genel Tebliği ile 1.5.2012 tarihinden itibaren kaldırılmıştır.
Bir başka ifade ile, büyük ve küçükbaş hayvan teslimlerinde yapılan ½ oranındaki tevkifat uygulaması, son olarak 30 Nisan 2012 tarihine kadar uygulanacak, bu tarihten sonraki et satışlarında KDV tevkifatı yapılmayacaktır.
Bilgilerinize…
Genel Müdürlüğümüze bağlı İşletme Müdürlüklerimizde yetiştirilen erkek buzağıların satışları toplu olarak Ceylanpınar TİM(Ceylanpınar/Şanlıurfa) ve Konuklar TİM(Sarayönü/KONYA)’da yapılacaktır.
Erkek buzağılar öncelikler damızlık olarak satışa çıkarılacak, uygun fiyatla satışların gerçekleşmemesi halinde, erkek buzağılar besiye alınarak yine belirtilen iki işletme müdürlüğümüzde gruplar halinde satışa sunulacaktır.
Damızlık ve besi hayvancılığı kapsamında yapılacak bu satışlar için ihale tarihleri belli olduğunda Federasyonumuzca ayrıca bilgi verilecektir.
Konu ile ilgili üyelerinizin bilgilendirilmesi ve üye listenizin adres bilgileriyle birlikte kurumumuza bildirilmesini rica ederiz.
Bilindiği üzere, 26.2.2008 tarihli ve 26799 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 108 no.lu Katma Değer Vergisi Genel Tebliği ile büyük ve küçükbaş hayvan etlerinin tesliminde ½ oranında KDV tevkifatı (kesintisi) yapılması öngörülmüş ve söz konusu uygulama 27.2.2008 tarihinde yürürlüğe girmiştir.
Üyelerimizden gelen yazılı ve sözlü görüşlerde, Maliye Bakanlığınca yapılan bu uygulamanın, sektörümüzde önemli sorunlara neden olduğu ifade edilerek et satışlarında KDV tevkifatı uygulamasının kaldırılması gerektiği talep edilmiştir.
Bunun üzerine Federasyonumuzca Maliye Bakanlığı nezdinde yapılan görüşmeler sonucunda büyük ve küçükbaş hayvan etlerinin teslimi sırasında yapılan KDV tevkifatı uygulaması 14.4.2012 tarihli ve 28264 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 117 sayılı Katma Değer Vergisi Genel Tebliği ile 1.5.2012 tarihinden itibaren kaldırılmıştır.
Bir başka ifade ile, büyük ve küçükbaş hayvan teslimlerinde yapılan ½ oranındaki tevkifat uygulaması, son olarak 30 Nisan 2012 tarihine kadar uygulanacak, bu tarihten sonraki et satışlarında KDV tevkifatı yapılmayacaktır.
Bilgilerinize…
Genel Müdürlüğümüze bağlı İşletme Müdürlüklerimizde yetiştirilen erkek buzağıların satışları toplu olarak Ceylanpınar TİM(Ceylanpınar/Şanlıurfa) ve Konuklar TİM(Sarayönü/KONYA)’da yapılacaktır.
Erkek buzağılar öncelikler damızlık olarak satışa çıkarılacak, uygun fiyatla satışların gerçekleşmemesi halinde, erkek buzağılar besiye alınarak yine belirtilen iki işletme müdürlüğümüzde gruplar halinde satışa sunulacaktır.
Damızlık ve besi hayvancılığı kapsamında yapılacak bu satışlar için ihale tarihleri belli olduğunda Federasyonumuzca ayrıca bilgi verilecektir.
Konu ile ilgili üyelerinizin bilgilendirilmesi ve üye listenizin adres bilgileriyle birlikte kurumumuza bildirilmesini rica ederiz.
Bilindiği üzere, 26.2.2008 tarihli ve 26799 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 108 no.lu Katma Değer Vergisi Genel Tebliği ile büyük ve küçükbaş hayvan etlerinin tesliminde ½ oranında KDV tevkifatı (kesintisi) yapılması öngörülmüş ve söz konusu uygulama 27.2.2008 tarihinde yürürlüğe girmiştir.
Üyelerimizden gelen yazılı ve sözlü görüşlerde, Maliye Bakanlığınca yapılan bu uygulamanın, sektörümüzde önemli sorunlara neden olduğu ifade edilerek et satışlarında KDV tevkifatı uygulamasının kaldırılması gerektiği talep edilmiştir.
Bunun üzerine Federasyonumuzca Maliye Bakanlığı nezdinde yapılan görüşmeler sonucunda büyük ve küçükbaş hayvan etlerinin teslimi sırasında yapılan KDV tevkifatı uygulaması 14.4.2012 tarihli ve 28264 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 117 sayılı Katma Değer Vergisi Genel Tebliği ile 1.5.2012 tarihinden itibaren kaldırılmıştır.
Bir başka ifade ile, büyük ve küçükbaş hayvan teslimlerinde yapılan ½ oranındaki tevkifat uygulaması, son olarak 30 Nisan 2012 tarihine kadar uygulanacak, bu tarihten sonraki et satışlarında KDV tevkifatı yapılmayacaktır.
Bilgilerinize…
Genel Müdürlüğümüze bağlı İşletme Müdürlüklerimizde yetiştirilen erkek buzağıların satışları toplu olarak Ceylanpınar TİM(Ceylanpınar/Şanlıurfa) ve Konuklar TİM(Sarayönü/KONYA)’da yapılacaktır.
Erkek buzağılar öncelikler damızlık olarak satışa çıkarılacak, uygun fiyatla satışların gerçekleşmemesi halinde, erkek buzağılar besiye alınarak yine belirtilen iki işletme müdürlüğümüzde gruplar halinde satışa sunulacaktır.
Damızlık ve besi hayvancılığı kapsamında yapılacak bu satışlar için ihale tarihleri belli olduğunda Federasyonumuzca ayrıca bilgi verilecektir.
Konu ile ilgili üyelerinizin bilgilendirilmesi ve üye listenizin adres bilgileriyle birlikte kurumumuza bildirilmesini rica ederiz.
Bilindiği üzere, 26.2.2008 tarihli ve 26799 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 108 no.lu Katma Değer Vergisi Genel Tebliği ile büyük ve küçükbaş hayvan etlerinin tesliminde ½ oranında KDV tevkifatı (kesintisi) yapılması öngörülmüş ve söz konusu uygulama 27.2.2008 tarihinde yürürlüğe girmiştir.
Üyelerimizden gelen yazılı ve sözlü görüşlerde, Maliye Bakanlığınca yapılan bu uygulamanın, sektörümüzde önemli sorunlara neden olduğu ifade edilerek et satışlarında KDV tevkifatı uygulamasının kaldırılması gerektiği talep edilmiştir.
Bunun üzerine Federasyonumuzca Maliye Bakanlığı nezdinde yapılan görüşmeler sonucunda büyük ve küçükbaş hayvan etlerinin teslimi sırasında yapılan KDV tevkifatı uygulaması 14.4.2012 tarihli ve 28264 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 117 sayılı Katma Değer Vergisi Genel Tebliği ile 1.5.2012 tarihinden itibaren kaldırılmıştır.
Bir başka ifade ile, büyük ve küçükbaş hayvan teslimlerinde yapılan ½ oranındaki tevkifat uygulaması, son olarak 30 Nisan 2012 tarihine kadar uygulanacak, bu tarihten sonraki et satışlarında KDV tevkifatı yapılmayacaktır.
Bilgilerinize…
Genel Müdürlüğümüze bağlı İşletme Müdürlüklerimizde yetiştirilen erkek buzağıların satışları toplu olarak Ceylanpınar TİM(Ceylanpınar/Şanlıurfa) ve Konuklar TİM(Sarayönü/KONYA)’da yapılacaktır.
Erkek buzağılar öncelikler damızlık olarak satışa çıkarılacak, uygun fiyatla satışların gerçekleşmemesi halinde, erkek buzağılar besiye alınarak yine belirtilen iki işletme müdürlüğümüzde gruplar halinde satışa sunulacaktır.
Damızlık ve besi hayvancılığı kapsamında yapılacak bu satışlar için ihale tarihleri belli olduğunda Federasyonumuzca ayrıca bilgi verilecektir.
Konu ile ilgili üyelerinizin bilgilendirilmesi ve üye listenizin adres bilgileriyle birlikte kurumumuza bildirilmesini rica ederiz.
Bilindiği üzere, 26.2.2008 tarihli ve 26799 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 108 no.lu Katma Değer Vergisi Genel Tebliği ile büyük ve küçükbaş hayvan etlerinin tesliminde ½ oranında KDV tevkifatı (kesintisi) yapılması öngörülmüş ve söz konusu uygulama 27.2.2008 tarihinde yürürlüğe girmiştir.
Üyelerimizden gelen yazılı ve sözlü görüşlerde, Maliye Bakanlığınca yapılan bu uygulamanın, sektörümüzde önemli sorunlara neden olduğu ifade edilerek et satışlarında KDV tevkifatı uygulamasının kaldırılması gerektiği talep edilmiştir.
Bunun üzerine Federasyonumuzca Maliye Bakanlığı nezdinde yapılan görüşmeler sonucunda büyük ve küçükbaş hayvan etlerinin teslimi sırasında yapılan KDV tevkifatı uygulaması 14.4.2012 tarihli ve 28264 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 117 sayılı Katma Değer Vergisi Genel Tebliği ile 1.5.2012 tarihinden itibaren kaldırılmıştır.
Bir başka ifade ile, büyük ve küçükbaş hayvan teslimlerinde yapılan ½ oranındaki tevkifat uygulaması, son olarak 30 Nisan 2012 tarihine kadar uygulanacak, bu tarihten sonraki et satışlarında KDV tevkifatı yapılmayacaktır.
Bilgilerinize…
Genel Müdürlüğümüze bağlı İşletme Müdürlüklerimizde yetiştirilen erkek buzağıların satışları toplu olarak Ceylanpınar TİM(Ceylanpınar/Şanlıurfa) ve Konuklar TİM(Sarayönü/KONYA)’da yapılacaktır.
Erkek buzağılar öncelikler damızlık olarak satışa çıkarılacak, uygun fiyatla satışların gerçekleşmemesi halinde, erkek buzağılar besiye alınarak yine belirtilen iki işletme müdürlüğümüzde gruplar halinde satışa sunulacaktır.
Damızlık ve besi hayvancılığı kapsamında yapılacak bu satışlar için ihale tarihleri belli olduğunda Federasyonumuzca ayrıca bilgi verilecektir.
Konu ile ilgili üyelerinizin bilgilendirilmesi ve üye listenizin adres bilgileriyle birlikte kurumumuza bildirilmesini rica ederiz.
TÜRKİYE KASAPLAR, BESİCİLER ET VE ET ÜRÜNLERİ ESNAF VE SANATKÂRLARI FEDERASYONU RAPORU
- Detaylar
- Kategori: Raporlar ve Yayınlar
- Yayın tarihi: Perşembe, 18 Ağustos 2011 10:07
- Yazar: Super User
- Gösterim: 881
TÜRKİYE KASAPLAR, BESİCİLER ET VE ET ÜRÜNLERİ ESNAF VE SANATKÂRLARI FEDERASYONU RAPORU
CUMHURİYET’İN 100. YILINDA HAYVANCILIK-FIRSATLAR-RİSKLER
Dünya nüfusu yılda ortalama 70 milyon artmaktadır. 2050 yılına kadar dünya nüfusu 1/3 oranında artacak ve et talebi tam iki katına çıkacaktır. Bir Avrupalı gelirinin onda birini gıda için kullanmakta olup bu gıdalar arasında et başta yer almaktadır. Ülkemizde de dünyadaki gelişmelere paralel olarak gelişme yaşanacak ve ete olan talep sürekli artacaktır. Bu nedenle hayvansal üretim ilgililerce öncelikli olarak ele alınmalıdır.
Ülkemizde hayvancılık sektöründe son yıllarda çok büyük değişimler yaşanmıştır. Tavukçuluk sektörü Avrupa ile boy ölçüşebilecek seviye ve teknolojik gelişime sahip olurken, büyükbaş ve küçükbaş hayvancılık sektöründe arzu edilen gelişme sağlanamamıştır. Hatta koyunculukta ciddi bir gerileme söz konusudur. Hayvansal ürün ihracatı konusunda sıkıntılar devam etmektedir. Ülkemizin büyükbaş ve küçükbaş hayvan varlığı son 30 yılda büyük ölçüde azalmış; birim hayvan başına ürün miktarı ise hayvancılığı gelişmiş ülkelerle mukayese edilemeyecek düzeyde gerilerde kalmıştır. Bu gerilemede, kaliteli hayvan ve yem kaynaklarından yoksun oluş, ıslah çalışmalarının yetersizliği, salgın hastalıkların mevcudiyeti, koruyucu sağlık hizmetlerinin yetersizliği, çiftçilerimizin bilgi düzeyinin düşüklüğü, çiftçi örgütlerinin gerektiğince etkin olamaması, hayvancılığın geliştirilmesi amacıyla uygulamaya çalışılan düzenlemelerin sık sık değişim göstermesi ve sonuçlarının ölçülmemesi önemli paya sahiptir.
Hayvancılık sektörü; ülkemizde ulusal beslenmenin yanında, ihracatın artırılması, sanayiye ham madde sağlanması, bölgeler ve sektörler arası dengeli kalkınmanın istikrar içinde başarılması, kırsal alanda gizli işsizliğin önlenmesi, sanayi ve hizmetler sektörlerinde yeni istihdam imkânlarının yaratılması, çevremizdeki ülkelere ihracat yapılması vb. gibi önemli birçok sosyo-ekonomik rol üstlenmiştir.
İnsanların temel hakları arasında yeterli miktarda ve güvenilir gıdaya erişim bulunmaktadır. Ülkemizdeki nüfus artış hızı, halkımızın hayvansal gıdalara olan artan ilgisi nedeniyle et, süt ve yumurtaya olan talep giderek artmaktadır. Bunun yanında kişi başına düşen milli gelir artışı ile ülkemize gelen turist sayısındaki artış hızı daha fazla hayvansal gıda arzını zorunlu kılmaktadır.
Hayvansal proteinler, içerdikleri amino asitlerden dolayı, insanın büyüme, gelişme ve sağlıklı kalabilmesi yanında beyin gücünün gelişmesi bakımından da önemlidir. Bitkisel proteinlerde bulunmayan 10 adet esansiyel amino asit, sadece hayvansal proteinlerde yeterli ve dengeli şekilde bulunmaktadır. Dengeli beslenmede bir insanın günde beher kg vücut ağırlığı için 1 gr protein tüketmesi ve bu proteinin de en az üçte birinin hayvansal ürünlerden sağlanması gerekmektedir. Bu ise günlük 35 gram hayvansal proteinin tüketilmesi demektir. Hayvansal besinlerdeki protein miktarı; ette %15-20, balıkta %19-24, yumurtada %12, sütte %3-4, peynirde %15-25’dir. Bunun için günlük olarak düzenli şekilde süt, yumurta, beyaz et ve kırmızı et tüketilmesi gerekir.
Gelişmiş ülkelerde tarımsal ekonominin lokomotifi olan hayvancılık; çok düşük maliyetli istihdam yaratması ve insan beslenmesine uygun olmayan yem kaynaklarının kaliteli insan gıdasına dönüştürmesi nedeniyle önem görülmektedir. Hayvancılık sektörü, ülke ekonomisini geliştiren, birim yatırıma en yüksek katma değer oluşturan ve en düşük maliyetle istihdam imkânı sağlayan bir sektördür.
Gelişmiş ülkelere baktığımızda kişi başına günlük protein tüketimi 102 gram olup, bunun 70 gramı hayvansal kaynaklı proteinlerden oluşmaktadır. Ülkemizde yaklaşık 84 gram olan kişi başına protein tüketiminin ise ancak 17 gramı hayvansal kaynaklı proteinlerden karşılanmakta, yani ülkemizde tüketilen günlük protein miktarının %73’ü bitkisel gıdalardan sağlanmaktadır. Bu dengesiz beslenmedeki en önemli pay, ülkemiz hayvansal gıda üretiminin yetersizliğidir.
Türkiye büyükbaş ve küçükbaş hayvan varlığı açısından, Avrupa’da ikinci ve dünyada altıncı sırada olmasına rağmen, hayvan sayısı gittikçe azalmaktadır. Büyükbaş ve küçükbaş hayvan varlığı Cumhuriyetin kuruluşundan itibaren yeterli olmasa da sürekli bir artış gösterirken, 1980 yılından sonra ani bir düşüş eğilimine girmiştir. 1980 yılı hayvan sayıları 100 olarak kabul edildiğinde 2000 yılında dünyada sığır sayısı 110,5’e yükselirken bu değer ülkemizde 67,7 olarak bulunmuştur. Yine diğer hayvan ırkları için dünyada ve AB’de genelde önemli bir artış eğilimi görülürken, ülkemizde belirgin gerilemeler dikkati çekmektedir. Gerçeği tam anlamıyla yansıtmamakla birlikte, 2009 yılı TUİK verilerine göre 10.723.928 baş sığır, 87.207 baş manda, 21.749.508 baş koyun, 5.128.285 baş keçi varlığımız bulunmaktadır.
Bakanlık verilerine göre büyükbaş hayvancılık işletme büyüklükleri aşağıda verilmiştir. Buna göre büyük ölçekli denilebilecek işletmelerin artması önemli bulunmakla birlikte, ülkemiz gerçeğine ve coğrafi yapısına uygun olarak küçük ve orta ölçekli işletmelerin mutlak surette desteklenmesi ve ekonomik işletmeye dönüştürülmesi kaçınılmaz görülmektedir.
Tablo: Büyükbaş hayvancılık işletmelerinin hayvan varlığına göre dağılımı
|
Hayvan sayısı |
1-5 |
6-10 |
11-20 |
21-50 |
51-100 |
101-200 |
200 ve üstü |
|
İşletme sayısı |
1.800.000 |
245.000 |
213.000 |
133.000 |
19.000 |
3.920 |
1.065 |
Piliç eti, yumurta ve balıkçılık sektöründe sağlanan gelişmeler ve yapılan yatırımlar Cumhuriyet’in yüzüncü yılındaki talebi karşılayacak gibi görünüyor. Bunun yanında büyükbaş hayvancılık açısından son yıllarda orta ve büyük ölçekli damızlık işletme yatırımlarında gözle görülür nitelikte artış olmasına, karkas ağırlığı, süt verimi ve et veriminde önemli artış kaydedilmesine rağmen tavukçuluk dışında hayvancılık sektöründe beklenen gelişme sağlanamamıştır. Kırmızı et, et ürünleri, süt ve süt ürünleri açısından 2023 yılı için şimdiden gelişme planlarının yapılması gerekiyor. Eğer gerekli önlemler alınmazsa Cumhuriyet’in yüzüncü yılında ciddi gıda krizi yaşanacaktır. Planlamalarda kırmızı et ve süt sektörü bir arada düşünülmelidir. Bu yapılırken koyunculuk politikası da yeniden ele alınmalıdır.
Kırmızı et sorununun sadece üretim, maliyet, fiyat gibi mikro ekonomik parametreler bağlamında ele alınıp tartışılacak bir konu olmadığı, tam tersine insanların özellikle de çocukların fiziksel, beyinsel gelişimlerini de içeren ve Türkiye'nin geleceğini yakından ilgilendiren çok önemli bir toplumsal sorun olduğu bilinmektedir.
Ülkelerde kırmızı et üretimi o ülkenin doğal kaynakları, kültürel özellikleri ve inançlarına göre şekillendirilmektedir. Kaba yemin pahalı ve mera veriminin düşük olduğu ülkelerde koyunculuk ve domuz üretimi ön planda iken, kaba yemin ucuz ve mera veriminin yüksek olduğu ülkelerde (ABD gibi) sığırcılık ağırlık kazanmaktadır. AB ülkelerinde ise domuz yetiştiriciliğine önem verilmektedir. AB'nin lif yağlarının yüksekliği ve çevre kirleticiliği sakıncalarından dolayı domuz üretiminden ziyade koyun üreticiliğini arttırmaya başladığı da görülmektedir. Yaşanan domuz gribi krizi nedeniyle AB ülkelerindeki tüketicilerin koyun etine olan talebinin arttığı işaret edilmektedir. Ülkemizde domuz üretimi düşünülemeyeceğine göre kırmızı et ihtiyacının karşılanması için koyunculuk mutlak surette cazip hale getirilmelidir.
Ülkemizde diğer sektörlerde sağlanan gelişmelere paralel hayvancılık sektöründe de yıllık gelişme sağlanmalı ve kırmızı et üretimi mutlak surette artırılmalıdır. Cumhuriyetin yüzüncü yılında ülkemizin kırmızı et ihtiyacının 2.000.000 tondan fazla olacağı dikkate alınarak üretim projeksiyonları yapılmalıdır.
Hayvansal gıda ve hayvancılığın önemi nedeniyle gelişmiş ülkeler ve Avrupa Birliği ülkeleri önümüzdeki 10 yılın, 50 yılın planlarını yapmaktadır. Benzeri şekilde ülkemiz için de uzun vadeli planlar yapılmak mecburiyetindedir.
Besi danası ihtiyacı kesintisiz şekilde karşılanmalı!
Türkiye’de bugüne kadar etçi bir sığır ırkının geliştirilememiş olması nedeniyle besi materyali olarak hep sütçü sığır ırklarının erkek danaları kullanılmaktadır. Süt üretimi ve fiyatlarında her hangi bir sorunun yaşanmadığı dönemlerde süt ineklerinden doğan erkek danaların sayısı besicilerin ihtiyacını karşılayacak düzeyde olmuştur. Sorun olduğunda sağmal inekler kesime gönderildiğinden erkek dana açığı doğmaktadır. Üreticiler sattıkları bir litre sütün bedeliyle 1,5-2 kilo kesif yem alamazsa zarar ederek sağmal ineklerini içleri acıyarak kestirmek zorunda kalıyorlar.
Bugün ülkemizde yaşanan kırmızı et sorununun kısa vadede ve sadece sığır eti ithalatı yoluyla çözülmesi asla mümkün değildir. Kırmızı et üretimi konusunda günümüzde yaşanan en temel sorun hiç kuşkusuz besi materyali olarak kullanılacak erkek dana sayısının azlığıdır.
Kalıcı karkas et ithalatı sonucu süt üreticilerinin belki de yetiştiricilikten elde ettikleri tek gelir kaynağı olan erkek danalarının fiyatı düşeceğinden karlılık azalacak ve dolayısıyla süt inekleri tekrar kesime gitmek zorunda kalacaktır. Çünkü geçmişte ne zaman et ithal edilse mutlaka süt inekleri kesime gitmiştir. Bu nedenle et ithalatı da belirli bir dönemle sınırlı tutulmak zorundadır. Aynı şekilde uzun süren kasaplık hayvan ve buzağı ithalatı da süt inekçiliğinin geleceğini tehdit edecektir.
Hayvancılığımızın kalkındırılması amacıyla alınacak kısa, orta ve uzun vadeli eylemler yardımıyla 2023 yılında ülkemiz hayvancılığında ulaşılması gereken hedefler şimdiden belirlenmeli besi materyali sorunu çözüme kavuşturulmalıdır. Bu hedefler belirlenirken, Avrupa Birliği üyelik statümüz de dikkate alınmalıdır.
Kısa vadede en azından kriz sona erinceye kadar eksikliği hissedilen anaç ineklerin yerine konulmak üzere kaliteli düve ithalatına devam etmek, yetersiz olan besi materyali ihtiyacını karşılamak amacıyla canlı besilik hayvan ithalatını özendirmek gerekiyor. Besilik hayvan ithalatı kesimlerin planlı yapılması, damak zevkimize uygun et elde edilmesi deri, bağırsak ve sakatat piyasası açısından da daha doğru seçimdir.
Uzun vadede ise, mutlak surette Türkiye'ye özgü etçi sığır ırklarının melezleme yoluyla geliştirilmesi ve üretiminin belirli bölgelerde artırılması zorunludur. Geçmişte yapılan çalışmalardan gerekli dersi alarak Aberden Angus, Limousin, Şarole gibi Dünya'da yıllardır denenen ve kalitesi kanıtlanmış olan etçi sığır ırklarının dondurulmuş spermaları ile suni tohumlama yöntemi kullanılarak melezlemeler yapılmalı ve adaptasyon çalışmalarından sonra Türkiye'ye özgü, besi kabiliyeti yüksek, hastalıklara karşı dirençli bir ırk geliştirilmelidir. Etçi ırkların hangi bölgelerde destekleneceği önceden belirlenmeli ve bu karar sürdürülebilir olmalıdır. Buna ilaveten Simental gibi hem etçi hem sütçü ırklarda artırılmalıdır.
Her işte olduğu gibi hayvancılıkta da en önemli husus bu işi yapanların para kazanmasıdır. Oluşan piyasa fiyatlarını aşağı çekmek için çok fazla müdahale edilmesinin üretimi olumsuz yönde etkilediği unutulmamalıdır.
Faizsiz kredi ya da canlı hayvan başına destek vermek yerine süt primini hayvancılıkta karlılığın ölçütü olan bir litre süt ile 1,5-2 kilo yem alınabilecek bir düzeye ivedilikle yükseltilmelidir.
Küçük ve orta ölçekli besicilik modeli mutlak surette güçlendirilmeli ve sürekli desteklenmelidir. Büyük ölçekli besi işletmeleri ve entegrasyonlar ihtiyacının bir kısmını kendisi üretmek amacıyla damızlık işletmeler kurmalı veya sözleşmeli üretim yapmalıdır.
Çiğ süt alım garantisi verilmeli!
Çiğ süt piyasasındaki istikrarsızlık, kayıt dışı süt üretimi, süt üretimi ve tüketimi planlamasının eksikliği, yem, enerji ve akaryakıt maliyetlerini göz önüne alarak maliyeti düşürücü kalıcı çalışmaların yapılmaması, süt ve süt ürünlerinin yetersiz tüketimi süt hayvancılığını ciddi anlamda tehdit etmektedir.
Gelişmiş ülkelerde kişi başına süt tüketimi, yıllık 250-300 litre arasında değişirken, ülkemizde bu rakamın yarısı dahi tüketilememektedir. Çiğ süt üretiminin yıl içerisinde gösterdiği dalgalanma süt fiyatlarında istikrarsızlık doğururken, tüketimin üretimle aynı hızda artırılamaması ve arada müdahale sisteminin olmaması; bazı aylarda sütte arz fazlasına ve dolayısıyla fiyatlarda önemli düşüşlere neden olmakta, üretici sanayicinin vereceği fiyata mahkûm olmaktadır.
Süt ve süt ürünlerinin orta gelirli ve yoksul kesime yeterli ve sürekli biçimde ulaştırılamayışı, süt üreticilerinin örgütlü şekilde ve kendi ürünleriyle piyasaya girememesi, böylesi hayati bir konunun serbest piyasa koşullarına bırakılmış olması, çiğ süt alım garantisinin verilmemesi süt inekçiliğinde belirli dönemlerde krizlere yol açmaktadır.
Son dönemde sektöre müdahale adı altında yürütülen sanayiciye süttozu desteği uygulamasının süt üretimi yapan çiftçilere ve tüketiciye faydası tartışılır durumdadır.
2007-2009 yıllarında yaklaşık olarak 18.500 ton süt tozu ithal edildiği bilinmektedir. Bunun yanında sıfır gümrükle 9.500 ton kazein ve süt proteini ithalatı yapıldığı ve bunun 380.000 ton süt demek olduğu ilgili paydaşlarca eleştirilmektedir.
Ülkemizde süt, daha çok yoğurt, beyaz peynir, kaşar peyniri, sütlü tatlılar ve ayran olarak tüketilirken içme sütü tüketimi oldukça düşük seviyededir. İçme sütü tüketiminin arttırılması yönünde sürekliliği olan politikalar üretilmemekte; yıllardır dillerde dolaşan okul sütü programları ve yoksullara süt yardımı yönünde somut adım atılmamaktadır. Bu uygulamanın üreticiye fiyat ve pazar yönüyle olumlu yansıyacağı, çocuklara ve yoksul kesime ise önemli bir protein kaynağı sağlayacağı açıktır. Bunun yanında “Sokak sütü mikrop saçıyor” yaklaşımıyla sanayi sütünün işaret edilmesi, toplumun süt ve süt ürünleri tüketimini olumsuz yönde etkilediği unutulmamalıdır. Bunun yerine mikrop sayısının azaltılması için çalışma yapılması gerektiği önerilmelidir. Zira gelir artışı, şehirleşme, değişen tüketici tercihi nedeniyle sanayi sütünün pazarı sürekli büyümektedir.
Türkiye’de hayvancılık sorununun en temel sebebi üretilen sütün değerinde pazar bulamayıp yeterince tüketilememesi, ilgili kuruluşların süt tüketimini artırmaya yönelik sürdürülebilir bir çalışma yapmamasıdır. Süt ve süt ürünleri ihracatının yeterince yapılmamasıdır.
Süt ve süt ürünleri ihracatı planlı ve istikrarlı şekilde geliştirilmelidir. AB standartlarına uygun olmadığı gerekçesiyle ülkemizden süt ve süt ürünleri ihracatı yapılamaması kuşku doğurmaktadır. Çevremizdeki ülkelerde AB standardı aradığından özellikle AB ülkelerinin aradığı standartlar yakalanarak AB ne ihracat yapabilmek için engeller kaldırılmalıdır. AB gıda pazarına erişmek için gerekli ama yeterli olmayan bir koşul olan, AB Gıda ve Veterinerlik Ofisinin (FVO) denetlediği gıda güvenliği standartları karşılanmalıdır. Bu standartları yakalamak için süt sanayicileri üreticilerle yakın işbirliği içerisinde çalışmalıdır. Süt sektöründeki kayıt altına alınma eksiklikleri giderilmeli, temizlik ve hijyen programları uygulanmalı, tüketici güvenliği garanti edilmelidir.
İnsan beslenmesi yönünden oldukça önemli olan süt; veteriner ilaç kalıntıları, hayvandan insana bulaşabilen hastalıklar ve diğer mikrobiyal tehlikeler gibi riskler nedeniyle aynı zamanda en hassas gıdalardan biridir. Çiğ sütte kaliteye etki eden olumsuzlukların ortadan kaldırılması ve tüberküloz, bruselloz ve listeriyoz gibi sütten bulaşabilecek gıda kaynaklı hastalıkların önlenmesi için devlet, mesleki kuruluşlar, sektörel kuruluşlar, sanayiciler ve çiftçilerin koordineli şekilde yer aldığı etkin programlar uygulanmalıdır.
Devlet verilerine göre 2010 yılında 12 milyon 500 bin ton süt üretilmiştir. Bunun yaklaşık % 40 kadarı süt sanayine gitmeden değerlendirilmektedir. 2010 yılında 169 milyon USD süt ürünü ihracatına karşın, 147 milyon USD ithalat yapılmış görünüyor. Et ve süt hayvancılığının gelişmesi için ihracaat miktarı mutlak surette artırılmalıdır.
İç tüketimin artırılması için her yaşta düzenli olarak süt ve süt ürünleri tüketilmesi gerektiği bilincinin yerleştirilmesi gerekiyor. Süt tüketimini artırmak için özellikle çocukların sütlü gıdalar tüketmesi teşvik edilmelidir. Kamu kurum ve kuruluşları ile özel sektör yemek menülerinde en azından hafta da iki kez sütlü tatlılar tüketilmelidir.
Avrupa ülkelerinde olduğu gibi devlet tarafından süt ve et tüketimini artırmaya yönelik etkili kampanyalar yürütülmelidir.
Çiğ sütte gerçekçi fiyatlar ile sürekliliği olan piyasa alım düzeni kurulmalı ve sürekliliği sağlanmalıdır.
Ülkemizin sütçülük açısından stratejik öneme sahip en az 4 bölgesinde üretici örgütleri veya devlet tarafından çiğ süt alımı yaparak üretim yapmak üzere büyük kapasitede modern süt işleme tesisleri oluşturulmalıdır. Bu tesisler gerektiğinde müdahale alımları da yapabilmelidir.
Koyunculuk mutlak surette geliştirilmeli!
Koyun yetiştiriciliği et üretimi, süt ve süt ürünleri üretimi, yün üretimi ve deri üretimi açısından ülkemiz ekonomisinde önemli yer tutmaktadır. Kırsal alanda yaşayan halkımız için kolay bir uğraş alanı ve aynı zamanda ekonomik güvence olan koyunculuk en eski hayvansal üretim alanlarından biridir. İhtiyaç duyduğunda köylü için koyunculuk kasadır, en yakınındaki bankadır. Koyun yetiştiriciliği köyden kente göçün önlenmesi, işsizlik ve ekonomik krizden çıkışa katkısı açısından da oldukça önemlidir.
Ancak koyunculuğa yıllarca gereken destek sağlanmadığı için, bu gün zor şartlar yaşanmaktadır. Gelinen noktada koyunculuk kaderine terk edilmiştir. Koyunculuk için son derece elverişli olan ülkemizde acil önlem alınmazsa, ülkemizin gıda krizi çekeceği kaçınılmaz görünmektedir.
Türkiye’de 1990 yılında 40 milyonun üzerinde olan koyun varlığımız, son yıllarda hızla azalma göstermiştir. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre 2009 yılında 22 milyon koyun mevcuttur. Ancak bu veriler de gerçeklerle örtüşmemektedir. Türkiye Kasaplar Federasyonunun bölgelerde yaptığı inceleme ve araştırmalar bu sayının çok altında koyun varlığı olduğunu göstermektedir. İçinde bulunduğumuz yılda koyun varlığımızın 10 milyonu geçmeyeceği öngörülmektedir.
İstanbul Sütlüce ve Ankara Et Kombinası içerisindeki canlı hayvan borsalarının kapatılması küçükbaş hayvancılığı bitiren darbe olmuştur. Hayvancılığın yoğun olarak yapıldığı bölgelerde büyük canlı hayvan borsalarının kurulması Cumhuriyetin yüzüncü yılının hedefleri arasında olmalıdır.
Ülkemizde yaklaşık olarak et ve süt üretiminin beşte biri koyundan elde edilmektedir. Toplum olarak koyun eti tüketim alışkanlığımız ve özellikle damak zevkimize dayanan kuzu eti talebinde bir azalma söz konusu değildir.Kurban bayramı nedeniyle her yıl yaklaşık 2 milyon baş koyun kesilmektedir. Ordumuz için de stratejik öneme sahip olan et içerisinde koyun eti önemli yer tutmakta olup, dışa bağımlı olunmamalıdır.
Kebapları, köfteleri ve sulu et yemekleriyle dünya çapında ünlü Türk mutfağının vazgeçilmezi kuzu etidir. Ülkemizde kebap ve lokantacılık oldukça gelişmiştir. Hemen önlem alınmaması halinde, ülkemizin geleneksel mutfak zenginliği ve yemek kültürü de büyük darbe alacaktır. Anadolu’nun kekik kokan kuzu etine hasret kalınacaktır. En acısı sürekli kuzu eti ithal etmek zorunda kalınacaktır. Kurbanlık koyun darlığı yaşanacaktır.
Kuzu etindeki fiyat artışı tüketicileri ve Türk mutfağını doğrudan etkilemektedir. Bunun yanında fiyat artışı nedeniyle kuzu üretimi de olumlu yönde etkilenmektedir. Ülkemizde ve dünyada markalaşan kebap çeşitlerimiz unutulmaya başlayacaktır. Bunun yanında tekstil, deri sanayi, dokuma sanayi, yem sanayi, aşı ve ilaç sanayi, nakliyeciler, kasaplar, lokantacılar, veteriner hekimler, ziraat mühendisleri, gıda mühendisleri ve turizm sektörü olumsuz yönde etkilenecektir. Ahır, ağıl ve mezbahalar atıl durumda kalacaktır. Halı-kilim tezgâh ve atölyeleri boş kalacaktır. İşsizlik daha da artacak, ekonomik kriz hız kazanacaktır.
Koyunculuk sadece meraya bağlı olmayıp yem de kullanılmaktadır. Özellikle besicilikte en önemli girdilerden birisi yemdir. Yetiştirici hayvanını satarken % 1 KDV uygulanırken yem alırken % 8 KDV alınmaktadır. Bu uygulama besiciyi zora sokmaktadır.
DPT 8. Beş Yıllık Kalkınma Planı Özel İhtisas Komisyonu Raporuna göre; yapılacak tüm iyileştirmelere rağmen 2025 yılında 327,1 bin ton et açığı öngörülmekte, bu nedenle sığır dışından kırmızı et talebinin karşılanması gerektiği belirtilmektedir. Bu açıdan da koyunculuk önem kazanmaktadır. Zira ülkemiz bitki örtüsü ve coğrafi yapısı nedeniyle koyunculuk için çok elverişlidir.
Türkiye’nin gerek Ortadoğu ve gerekse Avrupa pazarında rekabet şansı olan tek hayvancılık dalı koyunculuk olarak görülmektedir. Ülkemizde her yıl sadece kurban bayramı için 2 milyon kasaplık koyuna ihtiyaç duyulmaktadır.
Dünyanın önemli koyun üretici ülkeleri (Avustralya, Yeni Zelanda, Güney Amerika gibi) tüketim bölgelerine uzak kalmaktadır. Ülkemizin konumu gereği komşularına canlı koyun ve koyun ürünleri satma potansiyeli daima mevcuttur. Ancak üretim planının iyi yapılması, öncelikle kendimize yeterli üretim yapılması gerekir.
AB ülkelerinde kırmızı et ihtiyacının yaklaşık yarısı domuz etinden karşılanmaktadır. Domuz yetiştiremeyeceğimize göre sığır eti ile kapatılamayan kırmızı et açığının ancak koyun eti ile kapatılabileceği gerçeği unutulmamalıdır. Çiftçilerimizin beceri düzeyi, sığır yetiştiriciliğinden daha ziyade koyun yetiştiriciliğine daha kolay uyum sağlayabilmektedir. Zayıflayan, verimi azalan meralarımız sığırlara yetmemekte ve ancak küçükbaş hayvanları besleyebilir durumdadır. Koyun sürüleri meralarımızı gübreleriyle zenginleştirmektedir.
Tarım İşletmeleri Genel Müdürlüğü (TİGEM) damızlık materyali çoğaltmak ve halka yaygınlaştırmak için aktif görev almalıdır.
Damızlık materyalin yurt dışındaki yüksek fiyatı göz önüne alınarak TİGEM bünyesindeki çiftlikler yüksek verimli damızlık koyun üretimine yönlendirilmeli, bu damızlık koyunlardan yetiştiricilere tatmin edici boyutta destek verilmeli ve bunun sürekliliği sağlanmalıdır. Özelleştirilen işletmelerin amacına yönelik hizmet edip etmediği sorgulanmalıdır.
Başbakanlık Sosyal Dayanışma Fonu, gıda yardımı veya parasal yardım yapmak yerine en az 50 baş damızlık koyun ve 2 baş koç verilerek üretime yönelik olarak kullanılmalıdır.
Ülkemiz şartlarına adapte verim gücü yüksek koyun ırkları geliştirilmesi teşvik edilmelidir. Atatürk üniversitesi Ziraat Fakültesi tarafından melezleme çalışması tamamlanan Romanov vb ırk koyunların saf damızlık çekirdek sürüleri oluşturulmalı, melezlerinin yetiştirici elinde yaygınlaştırılması sağlanmalıdır.
Özellikle bilinçli ve ekonomik işletmelerde iki yılda üç ikiz/üçüz kuzu elde etmeye yönelik projeler hayata geçirilmeli, dondurma ve peynir üretimi dikkate alınarak keçi üretimi de teşvik edilmelidir.
Büyükbaş hayvancılık geliştirilmeli!
Ülkemiz büyükbaş hayvan varlığı, genetik değer açısından yetersizdir. Kaliteli damızlık hayvan ülkemiz koşullarında yeterli düzeyde üretilememektedir. Bu amaca yönelik üretim yapan işletme sayısı çok azdır. Damızlık üretimi sürdürülebilir ve örgütlü şekilde yapılamamaktadır.
Kaliteli büyükbaş ve küçükbaş damızlık hayvan üretimi için ihtiyaç duyulan bilimsel, teknolojik ve biyoteknolojik çalışmalar öncelikle desteklenmeli, ülke çapında yaygınlaştırmalı, bu amaçla Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının ilgili kuruluşları ile Üniversiteler ve Damızlık Yetiştirici Birlikleri arasında ortak çalışmalara önem verilmelidir.
Çiftçilerce kabul gören simental ırkı ineklerin sayısının artırılması yanında, limuzin ve şarole ırkı ineklerden elde edilen besi danalarının et verimi, kalitesi, randımanı ve yağ oranı açısından uygunluğu dikkate alınarak belirli bölgelerde damızlık yetiştiriciliği sürekli teşvik edilmelidir. Ülkemiz şartlarına adapte olmuş yerli hayvanların da yetiştiriciliği ve besiciliği teşvik edilmelidir.
Damızlık hayvan, süt, kırmızı et, beyaz et, yumurta, yem borsaları işler hale gelmeli, damızlık hayvanların, kasaplık hayvanların, hayvansal ürünlerin ve yem kaynaklarının pazarlanması tamamen serbest piyasa koşullarında yapılıyor olmalıdır.
Devlet kredisi veya desteği ile dağıtılacak veya devlet aracılığıyla satılacak damızlık materyal, sadece eğitim almış sertifikalı çiftçilere tahsis edilmelidir. Çiftçilere yönelik eğitimler sürekli hale getirilmelidir.
Yıllardır uygulandığı halde bir türlü istenen düzeyde başarı sağlanamayan sun’i (yapay) tohumlama uygulamalarındaki başarı artırılmalıdır.
Manda üretimi de bir plan dahilinde geliştirilerek bölgesel düzeyde yaygınlaştırılmalıdır.
Yem ve mera konusu göz ardı edilmemeli!
Yem hayvancılık işletmelerinin en büyük giderleri arasında yer almaktadır. 12 milyon ton kayıtlı, 4 milyon ton kendi yemini üreten bir yem sanayimiz olduğu bilinmektedir. Bunun 10 milyon tonunu tahıl ve daneler oluşturmaktadır. Dünyada hububat fiyatları yüksek seyretmektedir. Yem ham maddesinin % 60 ı ithalata bağlı durumda. Son bir yılda mısırda % 74, Buğdayda % 84 fiyat artışı oldu.
Hayvanlardan arzu edilen verimin alınabilmesi için mutlaka uygun besleme uygulanması gerekmektedir. Kaliteli kaba yem (geviş getiren hayvanların tüketmesi zorunlu olan her türlü yeşil ot, kuru ot, silaj, saman, pancar yaprağı, posa vb selüloz içeriği yüksek yem) ve karma yem (yem fabrikalarında veya işletme koşullarında arpa, buğday, mısır, yağlı tohum küspeleri, kepek vb. yem kaynakları ile vitamin ve mineral premikslerinin belirli oranlarda karışımı ile hazırlanan yem) kaynaklarının kullanılması verimli hayvancılığın ön koşullarından biridir. Yem fiyatlarındaki artışlar alım gücü düşen besiciyi zora sokmaktadır.
Kaliteli kaba ve kesif yem kaynağı açısından ülkemiz kendisine yeterli duruma gelmiş olmalıdır. Kendi yem ihtiyacını üreterek karşılayan besiciye ilave destek verilmelidir.
Uluslar arası Hububat Konseyi, dünya buğday üretimini 666 milyon ton düzeyinde olacağını, dünya buğday tüketimini de 670 milyon ton olarak gerçekleşeceğini öngörmektedir. Konsey; yüksek mısır fiyatlarının buğdayın yem olarak daha fazla kullanımını teşvik ettiğini ve küresel toplamın son yirmi yılın en yüksek düzeyine yükselmekte olduğunun görüldüğünü belirtmiştir. Konsey; üretimdeki artışa karşın, özellikle yemde olmak üzere, artan talep nedeniyle dünya buğday stoklarının azalmasının beklendiğini belirtmiştir. Bu gelişmeler dikkate alınarak strateji belirlenmelidir.
Türkiye’ye dışarıdan getirilen besilik hayvanların besleme maliyetlerini aşağı çekecek çalışma ve desteklemelere ihtiyaç duyulmaktadır.
Hayvan nakillerinde hayvan refahı göz önüne alınarak düzenleme yapılmalı, Hayvan pazarlarının altyapı eksiklikleri giderilmeli!
Hayvanların nakli yapılırken yükleme, boşaltma ve nakliye esnasında acı çekmeden uygun araçlarla taşınması hem et kalitesi açısından ve hem de insanca yaklaşım açısından önemlidir. Bu kapsamda hayvan nakliyesi yapacak araçların standartlarının belirlenmesi, bu işi yapanların eğitilmesi, ihtiyaç duyanlara düşük faizli kredi sağlanması, mevzuat eksikliklerinin giderilmesi, denetimlerin sıklaştırılması ve ilgili kuruluşlarla işbirliği yapılması kaçınılmaz görülmektedir.
Aynı şekilde hayvanların alım-satımlarının yapıldığı hayvan pazarların altyapı eksikliklerinin giderilmesi, buraya giren-çıkan hayvanların kayıtlarının tutulması, sağlık kontrollerinin yapılması, çevre korumaya özen gösterilmesi ve denetimlerin artırılması gerekmektedir.
Hayvanların tanımlanması ve izlenebilirliğin sağlanmasındaki yetersizlikler giderilmeli, hayvan kesim yerlerinin altyapısı iyileştirilmeli, karkas etin sınıflandırılması uygulaması en kısa sürede sağlanmalı!
Sığır türü hayvanların kayıt sisteminde görülen yetersizliklerin en kısa sürede giderilmesi, küçükbaş hayvanlar için de etkin bir tanımlama ve kayıt sistemi oluşturulması, kesilen veya ölen hayvanların kayıt güncellemelerinin zamanında yapılması, bu konuda ilgili kuruluşlarla işbirliği içerisinde eğitimler yapılması gerekmektedir.
Hayvan kesimlerinin yapıldığı mezbahaların altyapı eksikliklerinin giderilmesi, bu tür kesim yerlerinin kesim kapasitesine uygun şekilde kesim programı yapılması, hayvanların bekleme padoklarında yemlik ve suluk bulundurulması, hijyenik şartların iyileştirilmesi ile et kalitesi iyileşecektir.
Türkiye’de karkas sığır eti ve küçükbaş hayvan karkas eti sınıflandırılmamaktadır. Kasaplar et alırken kişisel tecrübelerini kullanarak müşterisine daha kaliteli et sunmak için çalışmaktadır. Bunun için mevzuat eksikliği tamamlanmalı, ilgili kurumlarla işbirliği içerinde eğitimler sürekli hale getirilmeli ve ulusal düzeyde karkas sınıflandırılması uygulaması başlatılmalıdır.
İnsan gıdası olarak değerlendirilmeyen hayvansal yan ürünler çevre korumacı bir yaklaşımla ekonomiye kazandırılmalı!
Mezbaha ve işletmelerde insan gıdası olarak değerlendirilemeyen artıklar, kemik, kıkırdak, vb atıklar, hayvan kadavraların taşıdığı risk nedeniyle çevreci, insan ve hayvan sağlığını koruyan bir anlayışla toplanıp ileri teknoloji uygulanarak işlenip ekonomiye kazandırılması gerekmektedir. İlgili Bakanlıklar ve yerel yönetimlerin insan gıdası olarak değerlendirilmeyen hayvansal yan ürünlerin toplanması, değerlendirilmesi ve yönetilmesi için mevzuat ve uygulama kapasitesini oluşturması kaçınılmaz bir sorumluluktur. Bunun yapılması halinde salgın hayvan hastalıklarının yayılması önlenecek, insan sağlığı korunacak, çağdaş ve insanlık yararına bir çevre anlayışı yerleşecektir.
Esnaf asla ihmal edilmemeli!
Bir esnaf kendisiyle birlikte birkaç kişiye iş imkânı yaratmak için bir dükkân kiraladığında mal sahibine ödediği kiranın yanında, devletine de kira stopajı ödemek zorunda kalmaktadır. Yanında çalıştırdığı kişiye maaş öderken devlete de muhtasar vergisi ödemektedir. Tabelasında yaktığı ışığı ile elektrik parası öderken adeta şehri aydınlattığı için cezalandırılarak tabela vergisi ödemektedir. Her esnafın şikayetçi olduğu bir başka konu da taksi durakları gibi her sokağın köşe başına açılan zincir mağazacılık ve şubeleri ile esnafa yaşama hakkı tanımayan gross marketçilik zihniyetidir.
Yaşımızın ihtiyacına göre günlük menümüzde mutlak surette kırmızı et yer almalıdır. Maalesef günlük ihtiyacımızın çok altında et tüketirken, son dönemde de ihtiyacımızı karşılamayacak miktarda et üretiyoruz. Aynı şekilde süt tüketimi de oldukça düşüktür. Bu durum kasap, bakkal, lokanta, pastane, nakliyeci gibi ilgili esnafı olumsuz etkilemektedir. Et ve süt tüketimini artırıcı kampanyalar devlet eliyle yürütülmelidir.
Et fiyatlarını artırarak tüketimi olumsuz yönde etkileyen % 8 KDV uygulamasının % 1 e düşürülmesi kısa dönem çözüm olarak düşünülmelidir.
EBK sadece piyasayı düzenlemek için sıkıntılı zamanlarda devreye girmeli, esnafın rakibi konumundan çıkartılmalıdır.
Yerli üreticilerin çok büyük sıkıntı çektiği bir dönemde EBK’nun et ihtiyacını ithalatçı firmalardan alma yoluna gitmesi oldukça manidar bulunmakta ve bu konunun incelenmesinden önemli kamu yararı sağlanacağı düşünülmektedir.
Artan tüketici bilinci ve çiftlikten sofraya gıda güvenliği anlayışı nedeniyle izlenebilirlik ve güven unsuru mahalle kasabımı tanıyorum anlayışını yeniden ön plana çıkarmıştır. Tüketicilerin güvendiği, tanıdığı kasabın ürünlerine daha çok inandığı gerçeği unutulmamalıdır.
İyi uygulama kuralları hayvancılığın her alanında devreye sokulmalı!
Çiftlikler, sağım üniteleri, ilaç, aşı, yem üretim yerleri, süt toplama merkezleri, et-süt işleme tesisleri asgari iyi uygulama kuralları çerçevesinde çalışmalı, bu yerler için kılavuzlar hazırlanmalı, mevcut kılavuzlar sürekli güncellenmeli ve ilgili paydaşlarla koordinasyon içerisinde eğitimde süreklilik sağlanmalıdır. Böylece daha kaliteli ve güvenli hayvansal ürün elde edilerek rekabet gücümüz artırılacaktır.
Üretim ve tüketim planlaması yapılarak üretim eksiklikleri giderilmeli!
Tüketici bilincinin artması, milli gelir artışı, turizm potansiyeli gibi faktörler göz önüne alınarak önümüzdeki yıllara göre mutlak surette tüketim planlaması yapılmalı, talebin karşılanması için üretimi artırma stratejisi geliştirilmelidir. Üretimin yetersiz kalacağı dönemler için ithalat planı önceden düşünülmelidir. Kırmızı et üretiminin yetersizliğinde veya fiyatlarının yükseldiği zamanlarda beyaz ete talebin artması durumunda beyaz et fiyatlarının yükselmesine karşı da önlem alınmalıdır. Halkımıza kırmızı etin alternatifinin beyaz et olmadığı, her ikisinin de ayrı ayrı önemli olduğu bilim kuruluşları ve devlet otoritelerince anlatılmalıdır.
Son söz!
Cumhuriyetin yüzüncü yılında ülkemiz nüfusu, milli gelir seviyesi, turizm kapasitesi, gıdanın artan önemi ve beslenme alışkanlıklarında oluşan gelişmeler dikkate alınarak büyükbaş ve küçükbaş hayvan varlığı ve verimliliği mutlak surette artırılmalıdır. Mevcut kırmızı et üretimi % 100 ün üzerinde artırılarak 2023 yılında en az 2 milyon ton kırmızı et üretimi hedeflenmelidir. Bu hedef içerisinde küçükbaş hayvancılığın payının en az % 30 seviyesinde olması düşünülmelidir. Kırmızı et üretiminde dışa bağımlı olunmaması için şimdiden önlemler alınmalıdır.
Sütün daha fazla üretilmesi, çiğ sütün daha bol üretildiği dönemlerde alım garantisi veren müdahaleler yapılması, damızlık kapasitemizin yükseltilmesi, besleme maliyetlerinin düşünülmesi, ülke hayvancılığının yeniden ayağa kaldırılması hedeflenmelidir. Yeterli ve dengeli beslenemeyen tüketicilere sütün ve etin en güvenli ve kaliteli biçimde ulaştırılması, süt ve süt ürünleri ile et ve et ürünlerinin daha yoğun tüketilmesinin sağlanması ulusal bir hedef olmalıdır.
Desteklerin daha geniş kesimlere ve doğru noktalara ulaşması için desteklemeler ana dallarda (besi materyali, yem, süt, koyunculuk vb) yoğunlaşmalı, bürokrasiden arındırılmış şekilde uygulanmalı, çok uzun ve okunamaz boyutta yayınlanan tebliğler faydalanıcının anlayabileceği şekilde sadeleştirilmelidir. Desteklemelerin hukuki olmayan, bir kısım üreticilerin de mağduriyetine yol açan, özellikle üretici örgütlerinin güçlendirilmesi amacıyla kullanılması ve böylece uzun yıllardan beri çiftçilerin üyesi olduğu kuruluşların zayıflatılması uygulamasından derhal vazgeçilmelidir.
İhracaat hedefini yakalamak için kaliteli ve rekabet gücü yüksek üretim yapılmalıdır. Öncelikli olarak AB standartlarında üretim yapan beyaz et sektöründe AB ülkelerine yapılacak İhracaat hayvancılığın diğer segmentlerini de harekete geçirecektir. AB ülkeleri 2001 yılından bu yana AB kriterlerine uygun olmadığı gerekçesiyle ülkemizden süt ve süt ürünleri almıyor. Bu konuda Bakanlık, sanayici ve üretici işbirliğinde eksiklikler giderilmeli, istenen standartlar mutlaka sağlanmalı, süt ve süt ürünlerinin AB ülkelerine ihracatı gerçekleştirilmelidir. Bunun için çiftliklerde hayvan sağlığının iyileştirilmesi, soğuk zincir aksatılmadan süt toplanması ve hijyen uygulamalarının iyileştirilmesi öncelikli düşünülmelidir. Buna paralel olarak kırmızı et üretiminin teşviki açısından kırmızı et ihracatı içinde hedef belirlenmeli ve uzun vadeli planlama yapılmalıdır. Kırmızı ete ihracaat desteği öngörülerek yönlendirme yapılmalıdır.
EBK et ve et ürünlerinin % 100 yerli olduğu sunularak, halkımızın yanlış yönlendirilmesi ve haksız rekabet doğrulması önlenmelidir. Aynı şekilde imalat sektöründe kullanılan etlerin etiketlerinde orijin belirtilerek tüketicinin doğru bilgilendirilmesi sağlanmalıdır.
Cumhuriyetin yüzüncü yılında AB üyesi bir Türkiye olarak, ülkemiz istikrarlı büyümesini hayvancılıkta da sağlamak zorundadır. AB ülkelerinin ürünlerinin serbestçe dolaşacağı bilinciyle, standartları yüksek, rekabet gücü olan hayvancılık ve hayvansal üretim üzerine odaklanılmalıdır. Aksi takdirde çok sayıda çiftlik, fabrika, tesis, et-süt işletmesi kapanmak zorunda kalacaktır.
Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı kurularak hayvancılığa özel önem verilmesi iyi bir fırsattır. Yeni Bakanlık yapılanması içerisinde hayvan ıslahının daha etkin yapılmasına vesile olacak Hayvancılık Genel Müdürlüğü oluşturulması çok iyi değerlendirilmelidir. Ayrıca Tarım Reformu Genel Müdürlüğü çalışmalarının özellikle kırsal kalkınma çalışmalarına ivme kazandırması ve hayvancılığımızı desteklemesi sağlanmalıdır.




